Yükleniyor Lütfen Bekleyin...
[email protected] Tel: 0(364) 213 7639 - 0(364) 224 4291

Konjonktivitler

Konjonktiva, göz kapaklarının iç yüzeyi ve göz küresinin korneaya kadar olan bölümünü kaplayan şeffaf müköz membrandır. Konjonktivada mukus ve aköz sekresyon yapan yardımcı gözyaşı bezleri bulunur. Mukus salgı yapan bezler(goblet hücreleri, Henle ve Manz bezleri) konjonktivanın epitelyum katında yerleşmişlerdir. Aköz sekresyon yapan yardımcı gözyaşı bezleri(Wolfring ve Krause) ise konjonktiva stromasında bulunurlar. Konjonktiva 3 kısıma ayrılır:

Kapak Konjonktivası
Forniks Konjonktivası
Bulber Konjonktiva

Konjonktivanın kan dolaşımı, ön silier arterler ve palpebral arterlerle, inervasyonu 5. kranyal sinirin oftalmik dalından gelen duyu sinirleri ile sağlanır. Lenfatik damarlardan zengin olan konjonktivanın lenf drenajı, preauriküler ve submandibüler lenf nodlarına olur.

Konjonktivit Nedir?
Konjonktiva dokusunun iltihabına konjonktivit denir. Konjonktivitler sebep olan etkene göre isimlendirilirler: Bakteriel konjonktivitler, Viral konjonktivitler, Alerjik konjonktivitler

Bakteriyel konjonktivit en sık görülen göz enfeksiyonudur. Hayatın erken devresinde göz yüzeyinde mikrobiyolojik flora oluşur. Konakçı, normal flora, patojenler, nonspesifik ve spesifik savunma mekanizmaları arasındaki dengenin konakçı aleyhine bozulması sonucu enfeksiyon gelişir. Nonspesifik savunma mekanizmaları arasında, düzenli kapak hareketleri, sağlam epitel, gözyaşı akımı ve gözyaşı içindeki lizozim, laktoferin, betalizin önemlidir. Spesifik savunma olarak da, gözyaşı ve damardan zengin konjonktivadaki hücresel ve hümoral immünite yer alır. Gözün yeterli kapanamaması, kapak kenar bozuklukları, epitel erozyonu, yüzeyel travma, gözyaşı yetmezliği, kronik herpes enfeksiyonu, yaşlılık, hastalıklar, alkol bağımlılığı, immünsupresif kullanımı gibi savunmanın zayıfladığı hallerde konjonktivit daha sık görülür.

Konjonktivitin tanınması ve tedavi edilmesi genellikle kolaydır, tedaviye cevap alınamazsa kültür ve konjonktiva yayması gerekir. Bu durumda antibiyotik kesilir, 24 saat sonra tetkik yapılır.

Hastada şikayet ve bulgular olarak; Gözde kızarma, çapaklanma (Pürülan sarı sekresyon), kemozis, göz yaşarması sık olarak görülür.Hemoraji, papillalar, membran ve psödomembranlar, lenfadenopati, keratit, sistemik enfeksiyon bulguları görülebilir. Stafilokok ve moraksella enfeksiyonunda nadiren alt fornikste folliküler reaksiyon görülür. Bakteriyel konjonktivitde pannus görülmez. Psödomembran mukus ve protein içeren eksuda ile enflamasyon hücrelerinden oluşur. Konjonktiva epiteline gevşek bağlandığı için soyulduklarında kanama olmaz ve epitel zarar görmez.Enflamasyon daha ağır olduğu zaman gerçek membranlar gelişir, konjonktiva epiteli nekrotik hale gelir ve nekrotik hücrelerle koagulum arasında sıkı yapışıklık vardır. Membran soyulunca epitelyum yırtıldığında kanayan, hassas düzensiz bir yüzey kalır.

Klinik olarak üç tipte seyreder:
1-Akut ( S. aureus, St. pneumoniae, H. influenzae)
2-Hiperakut ( gonokok, menengokok)
3-Kronik (S. aureus, Moraksella lacunata, Enterik bakteriler)

Çok sıktır, genellikle kendiliğinden sınırlıdır. En sık sebep S.aureus, S.epidermidis ve pnömokoklardır. Gram(−) ler içinde ise H. İnfluenza ve Moraksella lacunata sık görülür. Bir gözde akut kızarma, batma, yanma ve çapaklanma olur. 1-2 gün sonra diğer göz de tutulur. Kötü hijyen şartlarından olabileceği gibi, konakçı savunma sistemini bozan, kapak anormallikleri, trikiyazis, distikiyazis, kuru göz, yüzeyel travma, immün supresyon gibi etkenlere de bağlı olabilir. Kapaklarda krutlar ve hafif ödem mevcutdur, ilk başta sekresyon seröz olabilirse de kısa sürede mukopürülan hale döner. Uyanınca, gece biriken eksuda sebebiyle birbirine yapışan kapaklar zorlukla açılır. Konjonktivada soluk bir kızarma görülür. Ağır vakalarda membranlar olabilir. Nadir olarak kornea tutulumu izlenir. Punktat keratit ve limbal infiltrasyonlar görülür. Pnömokok konjonktiviti çocuklarda sık görülür, okullarda epidemi yapabilir.

H. İnfluenza konjonktiviti ılıman iklimlerde ve çocuklarda sık görülür. Uzun (10-15 gün) ve ağır seyreder. H. influenza tip B konjonktivitinde küçük peteşial konjonktiva kanamaları tipiktir. 6 ay- 3 yaş arası çocuklarda beraberinde periorbital şişlik ve mavimtırak renk görülür, preseptal sellülit sanılabilir. H. İnfluenza konjonktiviti genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu, ateş ve lökositozla beraberdir, bakteriyemi yapabilir. Bu durumda sistemik antibiyotik de kullanılmalıdır.

Kronik folliküler konjonktivit yapabilen M. Lacunata ve kronik blefarokonjonktivit yapabilen S. Aureus dışında akut bakteriyel konjonktivitlerin çoğu ya spontan geçer veya ilaç tedavisiyle hızla geçer. Yenidoğan Konjonktivitinin de en sık sebebi bakterilerdir.

Tedavi: Başlangıç tedavide geniş spektrumlu antibiyotikler seçilir, gündüz damla, gece ise pomad formu kullanılır. Tedavi en az 7 gün kullanılmalıdır. Damla sıklığı kliniğe göre ayarlanır. Pomadların etkisi daha uzundur ancak görmede geçici bulanıklık yaparlar, geceleri tercih edilirler. Tedaviye cevap alınamazsa, ilaçlar kesilip laboratuar tetkikleri yapılmalıdır. Hasta yakından takip edildiği takdirde, şikayetlerin çabuk rahatlaması için topikal kortikosteroid de ilave edilebilir.

Etkenler, N. gonore veya N. menningitis’dir. En sık sebeb olan gonokoklar hücre içi, gram(−) diplokoklardır. Cinsel yolla bulaşan genitoüriner enfeksiyon yaparlar. Erkekte 3-5 günlük bir inkübasyon süresini takiben pürülan üretral sekresyon olur. Tedavi edilmezse Cowper bezleri ve epididimis tutulur. Kadınlarda vakaların yarısı asemptomatik seyreder. Semptomatik olanlarda, vajinal akıntı ve dizüri olur. Tedavi edilmezse pelvise yayılır.

Ürogenital enfeksiyonun yaygın olmasına rağmen göz tutulumu azdır. Erişkinde göze bulaşma ellerle olur. Amerika’da bildirimi zorunlu hastalıklar arasında en sık olan gonoredir. Uyuşturucu bağımlılığı, para ve uyuşturucu karşılığı cinsel ilişki, 13-19 yaş arası cinsel ilişki artışı ile paralel olarak artış göstermektedir.

Erişkin tipi: Hiperakut bir enfeksiyon tablosu görülür. Çok miktarda, dışarı akan beyaz püy tipiktir. Kapaklar şiş ve hassastır. Aşırı miktarda, pürülan sekresyon olur. Konjonktivada difüz hiperemi ve kemozis vardır. Sıklıkla psödomembranlar gelişir. Kulak önünde belirgin lenfadenopati olur. Ağır vakalarda kornea tutulur. Gonokoklar, epitel defekti olmadan, korneaya penetre olabilen nadir bakterilerdendir. Kornea tutulumunda önce, kornea parlaklığı kaybolur ve matlaşır. Bunu takiben, genellikle periferde epitel defekti gelişir. Kemotik konjonktiva ile limbus arasındaki püy dolu sulkusta marjinal ülser başlar. Halka ülsere dönüşebilir, veya merkeze ilerler. Korneal ülser hızla ilerleyerek perforasyon ve endoftalmi yapabilir.

Tedavi için hasta yatırılmalı ve yakın takip edilmelidir. Göz sık aralıklarla serumla yıkanır. 80’li yıllardan itibaren penisiline dirençli gonokok suşlarına rastlanmaktadır. Plazmid veya kromozom aracılığı ile penisilin ve tetrasikline karşı direnç aktarılmaktadır. Nadiren kinolonlara dirençli suşlara da rastlanmaktadır. Henüz klinik olarak seftriakson veya diğer 3. kuşak sefalosporinlere dirençli suşlara rastlanmamıştır.

Gonoreli hastaların %15-50’de beraberinde genital klamidya enfeksiyonu da bulunmaktadır. Bu sebeple aynı yoldan gözde gonokoksik konjonktivitle birlikte klamidya enfeksiyonu da olabileceği unutulmamalı, varsa tedavisi yapılmalıdır.

Yenidoğan tipi: Doğumdan hemen sonra proflaksi uygulaması yaygın olarak yapıldığı için belirgin olarak azalmıştır. Bebek doğum kanalından geçerken gözlere bulaşır. Gonokok teşhis edildiği takdirde anne ve baba da tedavi edilmelidir. Doğumdan 24- 48 saat sonra hiperakut pürülan konjonktivit başlar. Kapaklar ileri derecede ödemlidir, zorlukla açılır, açıldığı zamanda pürülan sekresyon fışkırır. Konjonktivada belirgin kemozis vardır. Membran veya psödomembranlar olabilir. Acil bir durumdur, yayma yapılıp kültür alındıktan sonra hemen tedavi başlanır. Gram boyama ile yapılan yayma hızlı ve etkili bir tedavi için esastır. Gecikilecek olursa veya uygun tedavi yapılmazsa, kornea tutulumu, perforasyon, endoftalmi gelişebilir.

Korunma: Çeşitli ilaçlar kulanılır. Bilinen en eski ilaç %1 gümüş nitrat damlatılmasıdır, toksik etkileri sık olduğu için artık pek kullanılmamaktadır. Alternatif olarak povidon-iyodin damla (%2.5), eritromisin pomad (%0.5) kullanılır. (üçünün karşılaştırılmasında gonokok ve S. aureusa karşı etkinlik aynı iken, klamidyaya karşı povidon-iyodin daha etkili bulunmuştur). Bazı çalışmalarda ise povidoniyodinin, bakteriyel kolonizasyonu diğerlerinden daha fazla önlediği bulunmuştur. Toksik etkisi daha az ve en ucuz olandır. Povidon-iyodine karşı direnç gelişimi yoktur. Bakteri, klamidya ve herpes simpleks virus tip II ile yapılan bir çalışmada, povidon-iyodin üç farklı konsantrasyonda 1 dakika uygulandığında (%5, %1, %0.1), her üç solüsyonda da klamidya ve gonokoklar tamamen steril edilirken, klamidya %5 ve %1 solüsyonda etkili bulunmuş ancak %0.1 solüsyondan etkilenmemiştir. Bu sebeple %1 altında kullanılmamalıdır. Genellikle %2.5 solüsyon kullanılır. Bu yoğunlukta bakteri, klamidya ve herpes simpleks virüsü tamamen temizlenir.

En sık sebebi, S. aureus ve Moraksella lacunata bakterileridir. Enterik bakterilere de (proteus, E. coli, klebsiella) daha az olarak rastlanır. Kronik bakteriyel blefarokonjonktivitin en sık sebebi olan S. Aureus kapak kenarında koloniler oluşturarak buradan direk konjonktival enfeksiyon yapar. Kronik stafilokoksik konjonktivitde klinik olarak, difüz konjonktival hiperemi, minimal mukopürülan akıntı, konjonktivada kalınlaşma, follikül ve papillalar görülür. Toksinlerine karşı gelişen immün reaksiyonlarla da marjinal keratit, filiktenüler keratokonjonktivit görülebilir.

M. lacunata ise, iç ve dış kantuslarda kronik angüler blefarokonjonktivit yapar. Dış kantal bölgede ciltte maserasyon, kabuklanma izlenir. Kornea alt kısımda punktat keratit görülür. Hem Stafilokok, hem de Moraksella’ya bağlı kronik enfeksiyona, folliküler konjonktivit de eşlik edebilir.

Scroll to Top